23 Nisan 2010 Cuma
8 Nisan 2010 Perşembe
Anladın.
Bugün artık işlerin boka sardığının resmidir.
Kalbim sıkışıyor.
Bir de biyer var midemin üstünde böyle boşluk gibi işte tam orası böyle bir garip acıyor ki anlatamıyorum...
Ama yine de anladın mı?
31 Mart 2010 Çarşamba
This song's acustic version is much more better.
Tuvaletin kapısını kapattım. Kilidini çektim. İndirdim pantalonumu tam yeni oturmuştum ki kapının arkasında askıyı gördüm. Daha dikkatlice baktım askının gözlerini gördüm. Askıyla göz göze geldik, tam da zamanında. Utandım hafiften, gözlerimi kaçırdım. Dedim nassın? İyiyim dedi sen nassın? Ben de iyiyim dedim. Öyle bakıştık. Bitti işim hoşçakal dedim askıya, açtım kilidi çıktım.
Tam ellerimi yıkıyordum ki bitmiş tuvalet kağıdı rulosunu gördüm. Dedim hasta mısın? Yok dedi, sömürdü beni şerefsizler. Kendimden utandım, ellerimi üstüme silip çıktım.
Yolda yürümeye başladım. Yürürken kimseyle karşılaşmadım.
Dedim bi çay içeyim. Girdim fikhaneye. Tam aldım çayımı dışarı çıkıyordum ki elimi yaktım. Bardakla gözgöze geldik. Çay da sıcakmış dedim, malum ben soğuk severim. Ananın evi mi sandın sen burayı sultanım dedi çay bardağı, gözlerini kaçırdı. Çekip gitmek istermiş gibi uzaklara baktı sonra iç çekti, arkasını elime yasladı.
Çektim bi sandalye ben de oturdum, bacak bacak üstüne attım. Havada kalmış ayağıma bakıyorken boş boş, yerde yatan izmariti gördüm, meraklandım. Daha da dikkatli bakınca tüten dumanı gördüm ama dicek birşey bulamadım.
10 dakka geçmemişti ki tekrardan yola çıktım. Yürüken de kimselerle konuşmadım.
Odama geldim sonra dikkatlice bakındım. Yastıklarımın gözlerini açık gördüm, daha da susmadım.
22 Mart 2010 Pazartesi
Bang Bang Shoot Shoot
Benim en iyi arkadaşım hiç olmadı. Her zaman çok sevdiğim ve çok değer verdiğim, süper insanlar oldu hayatımda ama hiçbirine en iyi arkadaşım demedim. Zannediyorum ki en iyi arkadaşım olarak görebileceğim insan x olabilir diye düşünmüşlüğüm vardır ama çok kesin hatlarla belirtememişimdir hiçbir zaman. Aslında kimse de bana demedi sen benim en iyi arkadaşımsın diye. Ama kendime en yakın gördüğüm insan sensini duymuşluğum var açıkçası. Neyse kısacası bana sorucak olursanız bu işleri, tek bir insan olmasın hep beraber olunsun derim.
Özellikle son zamanlarda insanlar bana baktıklarında illa eksik bir yanımı tamamlama ihtiyacı içerisine giriyor çünkü ben onlarca hiçbir zaman tam değilim. Genel anlamda da hiç bir kimse aslında beni en iyi arkadaşı yapmak istemez çünkü hayran olunacak, örnek alınacak bir yanım yok benim ve insanlar kendilerine bişeyler katan insanları sever.
Bir de bu aralar insanlar bana seninle de hiç konuşulmuyor, hiçbirşey anlatmıyorsun, muhabbeti öldürüyorsun gibi laflar ediyorlar. Çünkü ben hayatımda olan biten şeyleri anlatmaya pek de layık görmüyorum ama bunu kabullenemiyor kimse. Hiç samimi değilsin diyorlar bana. Halbuki ben konuşmaktan çok dinlemeyi severim. Beni samimi olmamakla suçlayan sen, nasıl da tanımışsın beni tebrik ederim.
O kadar çok düşünmek zorundayımki bu aralar beynim patlamak üzere. Eğer bir seçme şansım varsa, lütfen insanlar beni yargılamasın. Yakın arkadaşlık her zaman bir taraf doğrusunu biliyordur ve onun dediği yapılırdan çok, yanlışı seçen bir taraf varsa ona destek olunur üzerine kurulu olmalı bence. Yanlışı seçen bir insan varsa ortada ya da kendince doğru birşey katamayan ortama, üzgün olmamalıdır bu durumdan dolayı. Olaylar, doğrular, yanlışlar. Bunlar kişiden kişiye değişir yapmayın gözünüzü seveyim.
Ve son olarak, seninle aynı zevkleri paylaşmıyor olmam sana saygı duymadığım anlamına gelmiyor sevgili Lis. Konuşurken gözlerinin içine bakamıyor olmam hiçbir işime yaramadığını düşünmemden dolayı değil, ben her baktığımda sen gözlerini kaçırdığın için. Yine de iyiyken ama mutlu değilken, içimden gelen tek şey beraber zaman geçirmek.
Bir daha düşündüm de belki de ben sadece bencilim.
I need a fix cause i'm going down.
Happiness is a warm gun.
8 Mart 2010 Pazartesi
h-Happy news...
Sevindim.
Paylaştım...
5 Şubat 2010 Cuma
Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın.
Yaşım taş çatlasın 5. Bizim oraların adetidir bilirsin rakının kapağını doldururlar koyarlar üstüne. Bir yandan seni oynatırlar bir yandan göbek attırırlar rakıya. Alkış, kıyamet gırla.
Yanlış anlama, herkesle paylaşılmaya gelmez o ortam. Ordadır bütün esprisi arkadaşlarda, ortamda, bir de o değişik tatlarda. Kayık tabağındaki kavununda, ince ince doğranarak yapılmış mamzanasında, üçgen kesilmiş peynirinde, acılı ezmesinde, haydarisinde.
Muhabbet, eğlence, kahkaha ve o müzik. Ah o çok şeyler anlatan müzik. Eller tam havadayken en derinden gelen klarnet sesi alır götürür içeni daha da derinlere. Bir an için eller havada birleşir ve o efkar paylaşılır içten içe. Suratlara acı bir gülümseme yayılır. Dertleri paylaşmak için rakı sofrasından iyisi var mıdır ki bilir misin? Yoktur azizim yoktur. Film gibidir bu sofra, oturur izlersin. Arkasından masaya vurulur kadehler ve ortamı bir renk cümbüşü sarar. Ama beyaz her daim hakimdir ortama o ayrı. Kollar öyle güzel oynar ki doyamazsın izlemeye, sen de katılırsın. Sonra da başlar herkes bir ağızdan söylemeye şarkıları. O tek bir ağızdan söylenen sözler varya başka yerde görülmez öylesine etki.
20 yıl yaşlanmış olsan nolur? Bir bakarsın yine elinde kadehin, gözlerin kapalı dudaklarında o hüzün dolu gülümseme. Seneler geçmiş büyümüşsün kendi kendine, adam gibi içmeye çalışıyorsun. Muhabbet aynı, mezeler aynı, müzikler aynı. Yaşın yine taş çatlasın 5.
7 Ocak 2010 Perşembe
Herşeye de mola lazım değil tabi...
Sonra bağırmak isterdim birde...
Selam!
Var mı içerde biri?
Duyuyorsan beni başını salla sadece...
Acaba var mı biri evde?
Neyse sevgili korocum bekle beni Pink Floyd kolajı geliyor. Hadi see you on the dark side of the moon....
4 Ocak 2010 Pazartesi
1 Ocak 2010 Cuma
Value.
Yeni yıllara yüksek beklentilerle başlamayı sevmem, düşünmeden başlarım. Yine de şöyle bi dönüp bakarsak 2009, müzik arvişivime birkaç güzel insandan ve bünyeme alkole daha yüksek bir dirençten yana pek de birşey katmamış. Değerli 2010 bakalım sen daha nicelerini yapabilecek misin?
Resistance is useless.
Gözlere daha çok önem vereceğim bir yıl olması dileğiyle...
26 Aralık 2009 Cumartesi
Be my baby.
Hello everyone!
Yurttan uzaklaştırma almam sebebiyle zorunlu, mükemmel yatmaklı tatilimin sonlarına doğru, yoğun sayılabilecek bir gün yaşadım. Vallahi de eğlendim yahu. Bol soğanlı lahmacun yedim. Birde hayatımda gördüğüm en kötü kalpli insanla tanıştım.
Yaw aklımda o kadar çok gerçekleştirilmesi gereken plan var ki... O kadar çok yaşanılması gereken şey geliyor ki aklıma çok mutlu oluyorum. Birde en sevdiğim günün Salı olduğuna karar verdim. Hiç de en sevdiğim günün Salı olacağı aklıma gelmezdi. Nereden nereye...
Sonra bir dee bugün bana saygı duyan insanlar gördüm götüm kalktı, çok mutlu oldum.
Ben bugün araba aydadım. Çokta kolaymış. Burdan eğer blogumu hala okuyorsan sana seslenmek istiyorum eyyy motorlutaşıtsevici insan hiç de abartılcak bişey değilmiş, bunca araba merakını hiç de anlayamadım. Ben haala yan koltuğun daha zevkli olduğunu savunuyorum. Kapışırız.
Hem hayatımdaki insanlarla çok mutluymuşum ben meğersem bunu da anladım bugün.
Şimdi düşündüm de sabancıdan yalnızca 1 hafta uzak kalmak bile bunca iyi geliyor insana yahu. Arada minik molalar almak lazım sanırsam.
Madem o zaman ben biraz bağırıyım, şarkı söyliyim. Hem günlerdir ağzıma takılan bir şarkı da vardı hali hazırda. Hadi bakalım...
So won't you please ~ Be my, be my baby
Be my little baby ~ My one and only baby
Say you'll be my darling ~ Be my, be my baby
Be my baby now ~ My one and only baby
16 Aralık 2009 Çarşamba
13 Aralık 2009 Pazar
Machine.
Ateşin sesini duyabiliyorum. Tek kontrol mekanizmam nefesim. Gözlerimi kapattım ve bir rüya gördüm. Bir gün rüyamda suyun içine düştüm. Bir daha hiç nefes alamayacağımı düşünmeye başlamışken ne olduğunu anlamadan uyandım ve hayatımda belki de en tatlı havayı o zaman çektim içime. Senin söylediğin en güzel şarkıydı nefes alıp verişin ve ben en çok sen uyurken dinlemeyi severdim. Son bir kez üfledim ve nefesimi kaybettim. Ateş nefes alıyor, ateş yaşıyor, ateş hareket ediyor.
Nefes alıyorum. Nefes veriyorum.
Ateşin sesini duyabiliyorum. Ateşin sesini duyamıyorum.
11 Aralık 2009 Cuma
Konuşalım mı?
Masa mesela ne kadar basit gibi duyuluyor söyleyince peki yastık o kadar basit mi? Bence değil hatta aksine dolu dolu bir kelime. Kitap kelimesinin ne kadar meşakkatli bir kelime olduğu konusundaysa herkes hem fikirdir sanırım. Peki ya meşakkatli kelimesinin ta kendisi? Dışarı çıkmak gibi bişey. Giyin, hazırlan, saçını topla, ayakkabılarını giy. Durmak da zor birşey bence ama koşmak nasıl da kolay. Amaaan düşün düşün sıkıldım. Ve sıkılmak kelimesi ne kadar da basit.
4 Aralık 2009 Cuma
Sucks...
Üzülmedim de... Yine de sucks...
Sikicem 986543 tane dert birikti...
Tatilde bile yurttaydım amınakoyim napıcam ki?
Hayır bi de 1 hafta...
Formalitedendir deyip geçmek?
Üzülmemek...
Yak bi sigara bi de viski shot. Geçti mi?
Life in Sabancı sucks...
2 Aralık 2009 Çarşamba
102 aslında.
Ses var da görüntü arızalı hakkatten. Kafamı yukarı kaldırdım başım döndü. Düz baktım herşey öylesine güzel ki. Aşağı baktım yine dayanamadım. Üşüdüm. Biraz daha üşüdüm. Titredim. İzledim. Döndü, uçtu, kayboldu. İzledim. Bitmedi. Ben üşüdüm, o bitmedi. Oturdum, yalnız bekledim. Burdan bakınca sen görünmüyorsun aslında ama ben yine de bakıyorum. Aynı noktada düşündüğüm belirli şeyler var. Onlar hep aynılar. Bir de belli bir zaman var. O zaman geldiğinde hep dilimi dışarı çıkarıyorum. Sonra ne kadar uğraşsam da yeterince dışarı çıkamadığımı anlayıp dilimi geri sokuyorum. Gözlerim sabitlenip kalıyor bazen dakikalarca. Sıkılıyorum ama tarif edemiyorum sıkılganlığımı. Bakmakla ilgili sorunlarım var. Bugün birşeyden vazgeçtim. 100 oldu.
5 4 3 2 1 0
No one can stop me to go.
You'll never see me again.