12 Ağustos 2009 Çarşamba

Lights...

Tek bir Si notası önce. Defalarca bas ama tek nota ve sus. Tek nota ve sus. Tek nota ve sus. 4 kez Sibemol ve tekrar Si. 4 kez daha ve ardından işte ritim. Mi Mi Re Re Si Do Mi Mi Re Re Si Do Mi Mi Re Re Si Do. Defalarca. Basit ama derinden. Defalarca aynı ritim. Yavaşça yükseltirsin sesi ve 8 Mi ve aynı ritme devam. Ve bu sefer daha ince Si katılır ritim üzerine. Ve melodi gider böylece. Si kesik bir nota haline gelir. Arkadan sopranoların sesleri yükselir, ritim aynen devam ve işte şimdi şan! Sözler biter ve müzik devam ve değişik bir kaç ritim ve sopranolar tekrar. Tek bir Si notası sonra tekrar. Ve şarkı biter.

Si notası yalnız gelmiştir dünyaya ve yalnız gider...

Si notası yalnız gelmiştir dünyaya. Önce susmayı öğrenir. Sonra en yakınındakinin sesini. Onun sesini dinledikten sonra sıra kendisine gelir ve bu sefer kendini dinletmeyi öğrenir. Derken yenileri katılır aralarına ve kocaman bir grup olurlar. Gruptan birinin sesi daha baskın çıkmaya başlar ve diğer herkesi susturur birden. Ama sonra diğerleri tekrar çıkar ortaya ve herşey eskiye döner. Ve tekrar baş karakter olur Si. Tam hayatını bir düzene oturtmuşken sesi kesilmeye başlar. Başkaları için çıkar artık sesi. Ve derken daha önce hiç karşılaşmadığı şeylerle karşılaşır, hayatı karmaşıklaşır. Ve anlamadan hayatının tüm ipleri başkasının eline geçer. Tam herşeyi kaybetmek üzereyken yavaş yavaş eskiye döner hayat. Dışarıdan birkaç tepki alır fakat sonunda hayatına yine yalnız devam eder. Si notası yalnız gelmiştir dünyaya ve yalnız gider.

Uykum...


Gözlerimi açtım. Orada sandım. Gözlerimi kapattım. Sabaha uyandım.

Yastığıma sarıldım sonra ve uykuya daldım.

Tekrar uyanana kadar sen hep yanımdaydın...

9 Ağustos 2009 Pazar

Olasılık değil mi?

Haksızlığa tahammül etmek hiç bu kadar zor olmamıştı. Yaşam dediğin olasılıklardan ibaret peki ya o seni bırakmış olsaydı? Fakat hiç bırakmadı öyle değil mi? Onca zaman sonra onca yaşanmışlıkla şimdi neden sen bırakıyorsun? Kendine bile anlatmaktan korktuğun o duygular, başka hiç kimseyle paylaşamadığın sırların ve özellikle gözlerini kapattığında seni bu dünyadan koparıp çok uzaklara çekebilecek o güç; hepsi onun. Peki neden şimdi bu haksızlık değil mi? Ben bile çok uzaklardan izlerken tüm bu olup biteni, içimden yapma diye haykırmak, suratına bir tokat atıp seni gerçeklere doğru çekmek isterken tüm bunları ona yaşatmak haksızlık değil mi? O ki hep yanındaydı, o ki hep seni anlamaya çalıştı peki sen hiç anlatmak istedin mi? Yüzüne baktığında tüm çıplaklığıyla o geçmişi hatırlamayı göze alabildin mi? Hem ne var ki bunca hatırlanması zor olan? Ya o geçmişte yanında olmasaydı hem zaten sonrasını görebilseydi orada olmazdı eminim ki. Ama o yaşamayı seçti seni ve hiç bırakmadı. Şimdi ise sen tüm çirkinliğinle onu bırakıp çekip gidiyorsun. Haksızlık ediyorsun...

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Yaşam, entropi yollarından biridir.

Termodinamik, ısıyı ve enerji çeşitleri arasındaki etkileşimleri konu alan bir çeşit bilim dalıdır. Ve atölyede yalnız olan ressam tualini yerine yerleştirir. Termodinamiğin birinci yasası enerjinin korunumu olarak da bilinir. Bu yasaya göre doğada hiçbir şey yoktan var olmaz veya var olan birşey yok olmaz. Tualin yeri sanılanın aksine bir şövale değil, gazete kağıtlarından yapılma bir halının tam ortasıdır. Boya kutularıyla çevrelenmiş halının ortasında ressam, kendine rahat bir yer açtıktan sonra fırçasını eline alır. Termodinamikte enerji yok olmak yerine bir şekilden diğerine dönüşür ve bu dönüşüm de ancak ısı alışverişiyle meydana gelir. Koca teneke kutuya daldırır fırçayı ve sanki kırbaçlar gibi savurur kırmızı boyayı tualin üzerine. Kadının gözlerinden akan yaşların tual üzerindeki gölgeleridir bunlar. Bir sistemin enerjisindeki artış, sisteme verilen ısı ile sistemin çevresine uyguladığı iş arasındaki farktır. Başka bir fırçayayı alır eline, mavi renklidir bu seferki boya ve ani bir hareketle tuali çizer boylu boyunca. Yüzüne gelen dümdüz saç tellerinden bir iz bırakır tualde böylece. Termodinamiğin ikinci yasasına göre ise entropi yani evrendeki düzensizlik her zaman artma eğilimindedir. Ve kırmızı tekrar ve koca bir darbe daha. Dolgun dudaklarına beceriksizce sürülmeye çalışılmış kırmızı rujunun isyanı olmuştur bu seferki. Ve ardından nazik , ince ve minik siyah darbeler. Gözyaşlarının etkisiyle akmış rimel ve göz kalemi. Ve bir darbe, ve bir başka darbe daha. Termodinamik yasalarından üçüncü olana göre maddeyi mutlak sıfıra kadar soğutmak imkansızdır. Ve içindekileri dışarı dökmek ve en sona erişebilmek için bir darbe daha atar ressam tuale. Sonunda olduğu yere çöker. Sıfırıncı ve temel yasası; eğer A ile B sistemleri dengede ise ve bunun yanında B ile C sistemleri de dengede ise A ve C sistemlerinin dengede olduğunu söyler. Koca atölyede çınlar çığlıkları, ressam kadının içinden çıkan nefret duvarlardan yansır yüzüne ve olduğu yerde kalır öylece.

Süper gücüm...

Hayal gücünün kişiden kişiye nasıl da değiştiğini ama bu süper gücün onu kullanan her kim olursa olsun, her seferinde suratında aptal bir sırıtışa neden olduğunu öğrendim ben bugün. İşte bu cümle tam da bu alemlerde kendine Z diye hitap edilmesinden pek bir hoşlanan dostumun kuracağı türden bir cümle oldu ki bunların hepsi o kıvırcık Lis’in başının altından çıkıyor. İnsan kendini etkileyen bir obje ya da söylem buldu mu o aptal sırıtışa engel olamıyormuş meğersem. Hele de rengarenk bir gün geçirdi mi, hayalgücüne sınır koymak neymiş bilmeden, işte o zaman sürekli sırıtıp duruyor. Hayallerden konuşurken, onları paylaşırken bir başka parıldıyor insanın gözleri... Hani böyle olurya tabağındaki balığı ayıklarken hep o parlak ve şapşal gözlerini de yemek istersin hayvanın ama hiçbir zaman yiyemezsin, onlar yenmez çünkü acıdır, işte aynı kaynım. Sonra bir de insanlar dinleyicilere hayallerini kendi gözlerindeki gibi görsünler diye öyle bir hırsla anlatıyorlar ki, böyle eller, kollar, gözler, kaşlar farklı farklı, binbir çeşit oynuyor, ben bugün bir de bunu öğrendim. Hele bir de o hayallerin meğersem farklı kişilerce aynen paylaşılıyor olması farkındalığı koca bir mutluluğa sebebiyet veriyor insanlar için. Aslında tam da mutluluk denemez bu duyguya zira henüz yaşanmamış bir hayal olması insanın içinde adeta bir gizem ve heyecan uyandırır fakat yine de öyle farklı bir türde duygudur ki bu, ben deniz Nar’ın çok umutsuz kaldığı anlar dışında genel olarak içinde barınan bir duygu türüdür ve hatta buradaki özne de tabiki Lis sayesinde hayat kazanmıştır. Ada kelimesi sadece tınısıyla bile insanın hayal gücünü bu derece tetiklerken biz bugün adanın içine girdik ve hayallerimizden bahsettik. Bir de dördüncümüz olan Kum vardı yanımızda çok uzaklardan ki bu da tabiki Lis’den. Belki de hepimiz adanın tepesindeki AyıYogi klisesinde hayallerimize dair dilekler tuttuk ve gerçekleşmelerini diledik ya da belki de hepimiz yalnızca onca yükseklikte nefes almanın nasıl bir duygu olduğunu hissettik tekrar. İnsanı hayallerine bu denli yaklaştıran şey yükseklikmiş meğersem ben bugün bir de bunu öğrendim.


Hayallerimde her daim yer sahibi olan ve yukarıda bahsi geçen tüm karaterlere teşekkür etmek istiyorum bugün çünkü onlar daha da zenginleştiriyorlar beni her geçen gün. Diğer birçoğu gibi bu renkli günü de onlar yaşattılar bana ve belki de birden karanlığa bürünen hayatımın, ucundaki o minik ışığa can veren onlar oldu. Hayal gücümü süper gücüm haline getiren arkadaşlarıma teşekkür ederim...

6 Ağustos 2009 Perşembe

Kuşkusuz


Hava rüzgarlı. Kapı açık olduğu zaman pencereden esen rüzgar daha bir etkili dalgalandırıyor perdeyi.

Perde. Beyaz, ucu püsküllü. Eşya. Bu evde en çok sevdiğim ve karakterime en uygun gördüğüm eşyalardan biri aslında.

Aitsizlik. Benim için ayrı bir yeri olmasının kaynağı aslında asla benim olmaması. Sonsuzluk. Ben buraya geldiğimde vardı ve ben buradan giderken de burada kalacak.

Etkisizlik. Bu evde benden geriye hiçbirşey kalmayacağını düşünmek çok üzücü. Yokluk. İnsanın içini karartan bir hiçlik hissi. Geriye hiçbir iz bırakmıyorum çünkü burası aslında hiçbir zaman benim evim olmadı.

Hazır. Önceden seçilmiş kitaplıklarla, dolaplarla ve koltuklarla dolu; çalışma odasından bozma bir yatak odasında yaşadığım, aslında asla benim olamamış bir gardolapa ve benim yalnızca umursanmayan kelimelerime ve düşüncelerime ev sahipliği etmiş bir yer burası.

His. Hiç bir zaman tek bir yere ait olamamamdan dolayıdır belki de ya da tek bir yere ait hissedemememden kendimi.

Yalnızlık. Bu oda, neden bilmiyorum daha en başından beri hep çok yalnız hissettirdi bana. Tek. Her odaya girişimde sanki arkamdan birinin beni takip etmesi gerekirmiş gibi düşünürdüm ve hala daha öyle düşünüyorum.

Soğuk. Hele kış mevsiminde evin en soğuk köşesi haline gelir burası. Birileri. İşte o kış aylarında o kadar çok beklerdim ki birileriyle konuşmak, birilerine dokunmak, onlarla birşeyler paylaşmak için.

Özlem. Bir kışım daha olmayacak bu odada ve ben özlemeyeceğim insanın içini buz gibi yapan o yalnızlık hissini buna eminim.

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Kararsızlık...

Benim tereddütüm olmaz...
Benim kararsızlığım olur...

Tereddüt dediğin anlık birşeydir. Ben o anda, o 2 ya da 3 saniyelik minik zaman diliminde kararsızlık yaşamam. Benimki üzerine oturulmuş, düşünülmüş, kendi içinde tartışılmış bir başlıktır her zaman. Yapacağın işi bilmemek değil, yapılan işin getirilerinin yarattığı belirsizlik kafamı kurcalar benim.

Konuşurum. Aklıma geleni söylerim ama önceden karar vermişimdir karşımdakiyle ilgili tona, ifadeye, kelimelere. Kafamda milyonlarca, trilyonlarca kategori vardır bu yüzden ve yine bu yüzden anlık yanlışlar yapmam ben. Benim yanlışlarım yine üzerine oturulup düşünülmüş olmasına rağmen yapılmış yanlışlardır ve kendileriyle gurur duyarım. İnsanların da kendi yanlışlarıyla gurur duymasını beklemek benim en büyük zaaflarımdan biridir hatta ve ben bunula bile gurur duyarım.

Yazarım. Gördüğüm ve duyduğum olayların gidişatlarını birçok olasılığı hesaplayarak zihnimde tasarlarım. Ardarda gelişen olayları birbirinden ayırıp minik zaman dilimlerine oturturum. Hepsini birleştirdiğimde yaşanmış daha büyük bir olay bulurum. Bunlar benim hikayelerim, birleşimleriyse hayatımdır. Bazen kararsız kalırım karşımdakinin bir sonraki hareketi ya da düşüncesi konusunda fakat düşünür taşınır yine de birşey bulur ve yazarım.

Ama bazen karar veremem.

Bazen düşünürüm, düşünürüm, düşünürüm....

Sadece onu düşünürüm ama tanımlayamam. Tanımlayamadığım için kategorize edemem. Kategorize edemeyince kendimce tartışamam. Tartışalacak bir yanı olmayan olayları devam ettiremem. Devam edemeyen olay takılır. Beynimde takılır kalır. Düşünürüm, taşınırım, meraklanırım, kafamı duvarlara çarparım o olay bir anlam kazansın diye fakat bazen sonuç hep aynı karasızlıktır.

Kararsızlık benliğimi içine alır...
Takılır kalırım...

30 Temmuz 2009 Perşembe

Kapsülüm boşalıyor...

Hey!...
Tam boğazımda, nefes borumun üzerindeki şey!... Evet, sen!... Heyy...


Kalk ordan... Boğuluyorum, nefes alamıyorum...
Lütfen...
Bak gözlerimden yaşlar geliyor...
Nefes alamıyorum...

Lütfen...
Boğuluyorum...

Kalk ordan...
Lütfen...

28 Temmuz 2009 Salı

Neşe kapsülü

Neşe kapsülü doluyoorrr... Veee hazır!...

24 Temmuz 2009 Cuma

Mutlu olmak bazen...


Mutlu olmak gerekiyor bazen. Yalnızca mutlu olmak. Yanına eskiden kalma en yumuşak oyuncağını alıp çayını yudumlarken kendini özel hissetmek ve kimseye ihtiyaç duymamak... En sevdiğin parçalardan oluşan bir playlist eşliğinde dilediğince dans etmek gerekiyor bazen sözlerini bilmesen de bağırarak mırıldanmak onları. En sevilen o kitabı tekrar okumak gerekiyor belki de mutlu olmak için ya da en sevilen filmi tekrar izlemek tüm diyalogları ezberlenmiş olsa bile. Aynaya bakıp güzelim dedikten sonra kendine, kocaman bir gülümsemeyle devam etmek hayatına. Ve yine de tüm değişiklikliklere ayak uydurmak gerekiyor. Ne oluyor ne bitiyor diye fazla kurcalamadan kabullenmek sadece. Hayatının kontrolunu elden bırakmak deil, hayır. Uyum sağlamak sadece, kendini ve karşındakini ve yanındakini ve belki de 350 kilometre uzaktaki anneni rahatlatacak şekilde. Üzerine onca konuşulmuş, tartışılmış, sorulmuş, cevaplanmış kime ne? Akışına bırakmak lazım bazen mutlu olmak için. Sorgulamamak. Ama yine de bilmek lazım eksikliğini tamamlamak için ve tamamlamak lazım mutlu olabilmek için bazen. Yine de sormak lazım öyleyse ve öğrenmek. Yargılamadan, zorlamadan... Mutlu olmak gerek bazen. Özgür olmak, dilediğince gezebilmek hesap vermeden, hesap sormadan. Fotoğrafını çekmek gerek karanlığın flaş kullanmadan ve arkadaşı aramak gerek sebep aramadan, anlatacak birşey bulamadan, öylesine. Kendine zaman ayırmak mesela yanında olmak isteyen insanlarla felekten bir gece çalmak. Benim için karşılıklı rakı kadehlerimizi tokuşturmak belki de mutlu olmak ya da onun için yürümek yalnızca. Ama yine de beraber zaman geçirmek mutlu olmak ve yine yalnız kalmak kendinle başbaşa...

22 Temmuz 2009 Çarşamba

İçerde

Pencere, en iyisi pencere
Geçen kuşları görürsün hiç olmassa
Dört duvarı göreceğine...

Orhan Veli

19 Mart 2009 Perşembe

Soru...

Kendine tiyatro bileti almak için kuyrukta beklerken ekstra bir bilet alabileceğin biri olmamasının verdiği sorumluluktan kurtulmuş olmanın hafifliliği mi yoksa o birinin yokluluğunun verdiği yalnızlık hissi mi?

5 Mart 2009 Perşembe

Mi Aceba?...

Ya istersin ya da istemezsin mi acaba?
Uğruna feda eder misin herşeyi yoksa işine gelince mi yalnızca? Bir sebep uğruna mı yapıyorsun yoksa içinden geldiği için mi? Ulaşmak istediğin bir nokta var mı yoksa çoktan ulaştın mı ki zaten? Zaman geçirmek için mi, oyalanmak için mi yoksa beraber olmak için mi? Güneş mi, yağmur mu, bulut mu senin için yoksa hiç biri fark etmez mi? Hızlı mı olmalı ritm yoksa slow mu? Aynada yalnız mı görmelisin kendini yoksa beraber baksak mı? Hep anlat mı istersin, karşılıklı konuşalım mı? Üşüsem vermek istediğin için mi verirsin montunu bana yoksa alışılmışlığın bir getirisi olarak mı yaparsın bunu? Ben sana bir şey anlatırken gözlerime bakıp dalıp gittiğinde beni ne kadar çok sevdiğin mi geçer aklından yoksa ortalamam yüksek olursa babam bana o ya da bu arabayı alır mı diye mi düşünürsün?
Benimle yapabilecekken birçok şeyi, arkadaşların mıdır ki aslında yapma sebebin yoksa zaman geçirmek mi sadece? Eğer ki öyleyse benimle de geçirsen o zamanı keşke…

Miyaf..

Aklımdaki herşey karanlık, sisli. Kelimelerim kayıp. Kendimi anlatamamaktan gayrı kendimi anlatmak istemiyorum ki ben. Karanlık güzel geliyor. Ağlamak rahatlatıcı… gülmekse öyle zor geliyor ki. Kalbim acıyor her sırıtışımda, içim yanıyor. “Günaydın” ne basit bir kelime. Peki ya aymasınsa? Karanlık rahatlatıyorsa insanı seçme şansımız var mı ki? Var mı ki hadi şöyle biraz da karanlıkta yaşayalım demek? Kimseyle konuşmak istememek. Dışarı çıkmak istememek ama yalnızlığı istemek. Var mı ki herkeslere beni yalnız bırakın diyebilmek? Hiçbirşey yokken ortada, aniden, sorgu istemeden, cevap vermeden sorulara… ya kimse zaten bir şey sormuyorsa ki bana? Bu içimi acıtır mı peki? Yutkunmamı zor kılar mı? Peki ya buysa içimi acıtan, kelimeleri birleştirmek neden böylesine zor? Cevap vermekten kaçmak değil bendeki, cevabı vermenin koşulu olan o kelimelerden kaçmak. Işıkların kapanması neden peki? Kimse görmesin diye değil ki yalnızca. Kimse görmeden kaçabileyim diye…

9 Haziran 2008 Pazartesi

Az...

Gözlerim yine kendi kendine ağlıyor bu gece... Az mı kaldı?...

18 Mayıs 2008 Pazar

Balık

Dünya üzerindeki en yalnız, en çirkin ve en hasta yaratık olarak diğer gezegenlerdekilere sesleniyorum. Beni çekin alın burdan en azından bikaç gün için. Sizin hayatınızı da görmek, bilmek, öğrenmek istiyorum. Merak ediyorum 2 kol ya da 2 bacak olmadan veya çok daha fazlasıyla neler yapılabileceğini. Hep öyle resmedilir ya bende de öyle kalmış... Merak ediyorum yeşil olmak nasıl bir duygu. Merak ediyorum nefes almamak nasıl bişey. Hele de dünyada böylesine zorken nefes almak, havaya ihtiyaç duymadan da yaşayabilmeyi öğrenmek istiyorum. Değişim istiyorum hayatımda aslında tersi istiyorum biraz da... Sessiz kalarak değil bağırarak iyileşsin istiyorum boğazım. Gece gidelim istiyorum okula yıldızlarla... Gece yarısı kahvaltı etmek istiyorum sevdiğimle yanımda. Çoraplarımı elime giymek, yazıları ayak parmaklarımla yazmak, göbek deliğimden kola içmek istiyorum. Yeni bişeyler keşfetmek istiyorum, evrendeki diğer yaratıklardan yeni şeyler öğrenmek istiyorum. Bu gece gözlerim açık uyicam. Bir gece olsun balık olmak istiyorum...
 

Blog Template by YummyLolly.com